YAZILAR

İletişim Her Yerde!

Her şeyin baş döndürücü bir hızla değiştiği, bir o kadar da tüketimle bitirildiği bir asrın çocukları olarak gözlerimi açtığımız 21.Asır, teknolojik gelişmelerin hayata getirdiği kolaylıklara paralel olarak bir o kadar da hayatı zorlaştıran sıkıntılarla da bize merhaba diyor.

Zaman denen kavramın bu kadar bereketsiz olduğu, uğruna feda edilen değerlerin bu kadar basitleştiği, kavramların birbirine karıştığı, ümitlerin yarınlara terk edildiği bu zamanda, belki de en zor şey insan olduğumuzu hatırlamak ve insanca yaşayabilme arzumuzu hayata geçirebilmek.

Kaybedilen en güzel değerlerin yerine ikame edilmeye çalışılan şeylerin, insanın ruhunda meydana getirdiği tarifi mümkün olmayan erozyon, tamiri çok zor olan yaralar bırakarak gitse bile, açtığı derin yaralar vicdanı olan herkesi derinden etkiliyor.

Maddenin dar kalıpları ruhlarımızı öylesine sardı ki, gönül dünyamız kendisine uzatılan dost elini bile fark edemez hale geldi. Mutluluk, maddi imkânların varlığı ile ölçülür hale geldiğinden beri aradığımız saadet, bizi hep başka vadilere eli boş gönderdi. Bazen bir tebessümde yakalanacak bu sır, bazen küçük ikramların içinde gizlendiği bizler tarafından unutuldu hep. İkram edilen şeyler beklenti muhtevalı olduğu içindir ki çoğu zaman arzu edilen tesiri de göstermedi.

Selam” gibi en insani iletişim kanalları; bırakın tanımadıklarımıza vermeyi, tanımadıklara bile vermenin bir zahmete dönüştüğü asır olsun 21. Yüzyıl. Ufacık menfaatler adına kahkahalarını esirgemeyen kişiler, sırf insanlık adına verilecek selamdan yüksünür hale geldiler. Bazen bu öylesine bir hal aldı ki dünyaya gelmemize vesile olan anne ve babalar bile kendi evlatlarından böyle bir selamı alamaz hale geldiler. Toplum adeta “selam özürlü” kişilerle dolup taştı. Dünyadaki gelişmeleri evindeki bilgisayar ve TV den takip eden kişiler, çoğu kere kapı komşumuzun halinden haberdar olmamanın ezikliğini yaşadık.

İletişim araçlarının bu kadar yoğun olmadığı zamanlarda da annelerimiz çocuklarını komşuya gönderip “Eğer bu akşam müsaitseniz annemler size çay içmeye gelecek” teklifleri artık duyulmaz oldu. Ev ziyaretleri, televizyonda yayınlanan filmlere kurban gitti. O gün herkesin ilgiyle izlediği filmler varsa ziyaretler iptal edildi. Ola ki unutulur da iptal edilmediyse de gelen misafirlerle değil ekrandaki filmlerle ilgilenildi.

Maddi anlamdaki kazanımlarımız kadar dost kazanma gayretlerimiz, ya da bir gönlü imar etme hülyalarımız hep yarınlara ertelendi. Çoğu kere kendi ihtiraslarımız adına nice gönlü yıktıkta tamiri için hep karşı taraftan adımlar bekledik. Trafik kazalarına paralel olarak artan ”iletişim kazaları” artık insanların yadırgamadıkları hadiseler haline geldi. Sohbet konularımız ya dünyalık adına elde ettiğimiz maddiyat ya da birilerinin zaaf ve kusurlarından bahsedilen alışılmış grup toplantılarına dönüştü.

Hâlbuki sahip olduğu kıymetlerle paha biçilmez bir varlık olarak yaratılan insan, başta kendisiyle barışık olma konusunda gayret sarf ettikçe hayat ona daha anlamlı gelecek, belki de huzuru yakalaması daha da kolaylaşacak. Yunus gönüllü insanlar, Mevlana bakışlı hak erleri, Hacı Bektaş gibi mana dostları,”cihan sende gizli” diyen hakikat yolcuları ve binlerce gönül dostu aslında bunların ipuçlarını vermektedirler.

"İlim ilim bilmektir,

İlim kendini bilmektir,

Sen kendin bilmezsen,

Bu nice okumaktır?"

diyen, Yunus aslında iletişimin önce kendimizi bilmekten geçtiğini bir şekilde belirtmiyor mu?

Kendini sevmeyen, nasıl mahlûkatı sevebilir? Sev ki sevilesin. Değer ver ki değer göresin. Merhamet etki merhamet olunasın. İşte, insanlık tarihi iletişimin bu kanallarını açık tutan kişileri, tarihler geçse de bir vefa adına gönüllerde yâd ederek hayırla hatırlamışlardı.

Bizden geriye ne kala? Sizden geriye ne kalmasını istiyorsanız ona gayret ediniz. İnsan da ne olmak isterse bir şekilde o şey nasip olur.

İletişimi sadece kişiler arasında ki diyaloglara bağlı gören dar görüşlü bakışlar, varlık âlemini bir bütün olarak algılayamadığı için bazen sevgisini sadece sevdiklerine sarf ederek o muhteşem sevgiyi kısırlaştırmaktadırlar.

Bazen kuşa verdiğimiz selâmı, bazen kapınızda ayaklarınız sürtünen kediye gülücük verip, ona hal hatır sormanızı yerdeki papatyaya hayranlıkla bakıp onun saflığındaki güzelliği, ona da söylemenizi, bazen de ağaçlarla yaptığınız sohbeti bir delilik hezeyanı olarak görseler de sevgi adına yapılacak en ufak gayretlerin boşa çıkmayacağı bir gerçektir.

Bu gerçekten yola çıkarak medeni asrın yalnız insanı, ancak kendisiyle barışık olarak ve iletişim kanallarını açıp ulaşabildiği sineye güzellikleri götürmek gayreti olursa mutlu olacaktır.

İnsan olmanın dayanılmaz güzelliği ancak bu şekilde bizi tatmin edecektir.

Halil YILDIRIM

 

Tasarım: mbirgin