Adı Soyadı sedanurTarih : 19.12.2011 15:42:50
Mesajı : Paylaştığımız pek bişi yok ama paylaşamadığımız çok şey var. Allah yardımcımız olsun.
Adı Soyadı ArzuTarih : 29.11.2011 10:32:40
Mesajı : Sitenize halil yıldırım isimli başka bir arkadaşımı ararken tesadüfen girdim. Yazılarınız ve yapılan yorumlar ilgimi çekti. İsmail beyin kabullenmek adına yazdığı yazıya katılmamak mümkün değil. Acılarımızın kaynağı hayatı kabullenmeyi becerememiz. Eklemek istediğim şu, eğer gerçek sevgi anlayışımızı değiştirebilirsek kabullenmeyi de öğrenebiliriz. Nasıl mı? 'Gerçek sevgi, özgürleşmek ve özgürleştirmektir.' Hep aynı hatayı yapıyoruz sevdiğimizi söylediğimiz kişileri oldukları gibi kabullenmek yerine kendimize benzetmeye çalışıyoruz. Bu da onu aslında kabul etmemek demektir. Sevmek kişiyi daha fazla kendine benzetmek değil, daha fazla kendisi olabilmesine destek vermektir. Onları kendi istediğin doğrultuda yönlendirmek değil istek ve arzularını kabul edip güçlendirmektir. Hayatı kabullenmek ise gerçek sevgi anlayışını benimsemekle olur. Eğer sevdiğimizi söylediklerimizin bizim istediğimiz gibi olmalarını istiyorsak sevmiş ve kabullenmiş olmuyoruz. Hayatı ve insanları oldukları gibi sevmekle hayatı kabullenme ve sevme yetisini kazanabiliriz. Saygılar...
Adı Soyadı AhmetTarih : 23.11.2011 18:05:03
Mesajı : Öğretmen, okulun ilk gününde 5. Sınıfın önünde dururken, çocuklara bir yalan söyledi: Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı. Mediha öğretmen bir yıl önce Mustafa’ yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemlemişti ve İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Mediha öğretmen onun kağıtlarını büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar yapmaktan ve kağıdın üstüne kocaman bir “0” koymaktan zevk alır oldu. Mediha öğretmenin okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu; Mustafa’ nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı Mustafa’ nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve de çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli" İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor." Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa’nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek." Mustafa’ nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." Bunları okuyunca, Mediha öğretmen problemi kavradı ve kendinden utandı. Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa’ nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti. Mustafa’ nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı. Mediha öğretmen onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Mediha öğretmen pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı. "Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz." Çocuklar gittikten sonra, Mediha öğretmen en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Mediha öğretmen, Mustafa’ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi. Bir sene sonra, Mediha öğretmen kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu. Birkaç yıl sonra Mustafa’dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu. Mektup söyle imzalanmıştı: Prof. Dr. Mustafa Yılmaz (Tıp Doktoru) Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var. Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Mediha öğretmenin damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu. Şüphesiz Mediha öğretmen bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? Taşları düşmüş olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa’ nın annesinin süründüğü parfümden sürdü. Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Mediha öğretmenin kulağına şöyle fısıldadı: "Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" Mediha öğretmen, gözlerinde yaşlarla şöyle dedi: “Yanlış düşüncelere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum” 'Öğretmen öğrenci ve öğrenci öğretmen' Eğitenlerin ve Öğretenlerin Günü Kutlu Olsun…
Adı Soyadı ismailTarih : 27.10.2011 12:41:55
Mesajı : HAYATI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEK Birçok felsefenin en temel mânevi ilkelerinden biri, hayatın belirlediğiniz gibi olmasında ısrar etmeyip, yüreğinizi o anda “olanlara” açık tutmak düşüncesidir. Bu düşünce çok önemlidir, çünkü içimizdeki mücadelelerin çoğu hayatı kontrol etme arzusundan ve gerçekte olduğundan farklı hale getirme ısrarından kaynaklanmaktadır. Ne var ki, hayat her zaman istediğimiz gibi değildir… sadece olduğu gibidir. Bizim huzurumuz, o anın gerçeğini ne kadar kabul edebildiğimize bağlıdır. Hayatın nasıl olması gerektiği konusunda önceden oluşturduğumuz kavramlar varsa, bunlar, içinde yaşadığımız anın tadını çıkarmamıza ve o durumlardan ders almamıza engel olur. Bu yüzden, belki de bizim için mükemmel bir uyanışa yol açacak olayların değerini anlayamayız. Bir çocuğun yakınmalarına, ya da eşinizin hoşnutsuzluğuna tepki göstermektense, yüreğinizi açın ve o anı olduğu gibi kabul etmeye çalışın. Onların sizin beklediğiniz gibi davranmayışlarına itiraz etmeyin. Ya da, üzerinde epey çalışmış olduğunuz bir proje reddedildiği taktirde, bozguna uğramış gibi hissetmeden, “Ne yapalım, gelecek sefere kabul ettiririm” diye düşünün. Derin bir soluk alın ve tepkinizi yumuşatın. Yüreğinizi bu şeklide açarken amacınız yakınmalardan, reddedilmekten, ya da, başarısızlıktan hoşlanıyormuş gibi görünmek değildir; sadece hayat umduğunuz gibi gerçekleşmediği zamanlarda, bunu kolayca kabullenebilecek hale gelmektir. Günlük yaşamın zorlukları içinde yüreğinizi açmayı öğrenebilirseniz, o güne kadar sizi hep rahatsız etmiş olan şeyleri artık sorun olarak görmeyi bırakırsınız. Perspektifiniz derinleşir. Mücadele ettiğiniz şeylerle savaşmaya başladığınız zaman hayat gerçekten bir savaş haline gelebilir. Tıpkı bir ping pong maçına döner ve siz kendinizi top yerinde bulursunuz. Oysa, kendiniz o anın akışına bırakıp, olanları telaşsızca kabullendiğiniz taktirde içinizde daha huzurlu duygular belirecektir. Karşınıza çıkacak küçük zorluklar üzerinde bu tekniği deneyin. Giderek aynı bilinçli davranışı daha büyük olaylar üzerinde de uygulayabilir hale geleceksiniz. Bu da gerçekten çok güçlü olmanızı sağlayacaktır.
Adı Soyadı esinTarih : 21.10.2011 14:07:10
Mesajı : Keşke yazılarınızın altında yorumlar yapılabilseydi.
Adı Soyadı Tarih : 20.10.2011 11:35:44
Mesajı : ' Daha bir hiçken senin rahmine tutunarak kendim olma yolculuğunda buldum seni annem.' demişsiniz. Saygısızlık etmek istemem ama, Kişinin 'kendi olma' yolculuğu ana rahminde başlamaz orada sadece var olursunuz. Sizi var eden babanız ve annenizin birlikteliğidir. Anne size ilk yuvanızı ve sıcaklığını sunar. Daha sonra sevgi ve şefkatle büyütür takii siz rüştünüzü ispatlayana kadar. Kendiniz olma yolculuğu artık anne ve babanızdan bağımsız olarak kendi kararlarınızı ve yaşamınızı istek ve arzularınız doğrultusunda yönlendirdiğinizde başlar. Başkalarının yönlendirdiği bir yaşamda maalesef kendiniz asla olamazsınız. Kişinin kendi olabilmesi cesaret ve yürek ister.Çoğu insan kendi değildir yaşamında hatalarının sorumluluğunu almaktan korkar. Ya da kırmamak ve saygısızlık etmemek adına kendinde vazgeçer. Bundan dolayı da yaşam kendi olabilme cesaretine kavuşamamış korkak ve mutsuz insanlarla dolu... Saygılar.
Adı Soyadı Tarih : 18.10.2011 01:57:01
Mesajı : birden sitenize girdim neguzel şeyler söyluyorsunuz
1
2
3
4
© copyright 2009 halilyidirim.net, Web Tasarım